ADALET BAKANI’NI YARGI ATAMALI

Ekim 25, 2008

“Adalet mülk’ün temelidir”. Mülk: 1. Toprak ve akar gibi irat getiren taşınmaz mal. 2. Vakıf olmayıp sahibinin malı olan toprak veya akar. 3. Bir devletin ülkesi, olarak tanımlanmaktadır.

Adalet, bir devletin ülkesi üzerinde; Yasama ve Yürütme kuvvetlerini tartarak dengeleyen terazidir. Yasama ve Yürütme erkleri adalet ortak paydasında birleşirlerse, kuvvetler ayrılığı ilkesi gerçekleşebilir.

Her ne kadar mangalda kül bırakılmadan kuvvetler ayrılığından söz edilse de, Dünyadaki pek çok demokraside Yürütme’nin inisiyatifi -gemi azıya aldığı-, milletvekillerini halktan önce siyasal parti yürütme organlarının seçerek, Yasama organını belirlediği ve Yargı organını memurlaştırdığı gözlemlenmektedir.

Kuvvetler Ayrılığı İlkesi’nin olmazsa olmazı, Yargı organının bağımsızlığıdır. Yargı bağımsız değilse, kuvvetler ayrılığından söz edilemez ve Yargı’nın değil, Yürütme’nin Yasama ve Yargı üzerinde etkinliği gözlemlenir.

Yürütme’nin -iktidarın- Adalet Bakanı’nı ataması ve Yasama organının hükümete güven oyu verirken, Adalet Bakanı’nı onaylaması Kuvvetler Ayrılığı İlkesine aykırıdır.

Adalet Bakanı’nı Yargı -Anayasa Mahkemesi Başkanı, Yargıtay Başkanı, Danıştay Başkanı- oybirliğiyle; kamuoyunda tanınan akademisyen veya pratisyen hukukçular arasından seçmelidir. Yürütme’nin seçmesi ve Yasama’nın onaylaması uygulamasına son verilmelidir.

Böylece Yargı; devlet terazisinin bir kefesine Yürütme’yi, öbür kefesine Yasama’yı yerleştirerek; devlet içindeki işlevini gerçekleştirmesini sağlayacak özerk yapıya kavuşturulmalıdır.

Rasyonel demokrasinin olmazsa olmazı ve Kuvvetler Ayrılığı İlkesinin özü budur.

EROL ERDOĞMUŞ

erolerdogmus@hotmail.com

YASA NAZAR MUSKASI MI?

Ekim 6, 2008

DSP Genel Başkanı Zeki Sezer; “Siyasi etik yasası kaçınılmaz oldu” buyurmuş… -KAYNAK: 4.10.2008 günlü gazeteler-. Bay Politisyen  Sezer;-Siz “Sayın”lığı hak etseniz de, kurda kuşa “Sayın” denilen şu değerler erozyonu ortamında, lutfen ananızın ak sütü gibi hakkınız olan “Bay”lığa razı olun lutfen-.

İyi niyetli duygularınızdan, düşüncelerinizden ve davranışlarınızdan kuşkum yok, kuşkusuz. İzninizle, sorum şu: “Siyasi etik kaçınılmaz oluncaya kadar niçin sabrettiniz, boş verdiniz?”. “Siyasi Etik” yasası çıkarsa, yolsuzluklar şıpın işi yok mu olacak? Çözüm bu denli basitse, çözmemekte direnenleri ne yapacağız?          

“Siyasi Etik Yasası”, siyasi etiksizliğe -yolsuzluğa- karşı nazar muskası mıdır ki; okus pokusla yolsuzluğu yok etsin?. Sanıldığı gibi “Siyasi Etik Yasaı” çıkararak, T.C. Mezuat Arşivine yerleştirmekle sorun çözülecek mi?. Yasaların etkinleşmesi; bireylerin ve toplumların onları çiğnemeden yutmaması, çiğneyip -analizleyerek- sindirmesi,  özümleyip yaşamına geçirmesi ile mümkün değil mi?

Bilmek; bilgilenmeyi, becererilenmek eğitilmeyi gerektirir. Bilmek; zihin otoyolundan kayarak geçiveren bilgilerken; eğitilmek bilgisini kullanma becerisini kanıtlamaktır. 

Bu nedenle, DSP Genel Başkanı başta olmak üzere her gece uykuya yatan bay politisyenleri kendilerini, şu soruları sorarak sorgulamaları gerekir:

1. Bugün yolsuzluk konusunda; duygu, düşünce ve davranış olarak ne yaptım? Önemli olan, davranış olarak birşeyler yapmış olmaktır.

2. Bugün öğrendiğim yeni bir yolsuzluk konusunda, yetkilileri  ve çevremdekileri bilgilendirdim mi? 

4. “Nasılsanız, öyle yönetilirsiniz” sosyoloji yasası gereğince; yolsuzluk konusunda halkı eğittim mi? Halk yolsuzluğa duyarsızsa, yolsuzlukla savaşın suya yazı yazmak kadar göstermelik olabileceğinin bilincide miyim?

EROL ERDOĞMUŞ

erolerdogmus@hotmail.com

MİKRO DEMOKRASİ

Ekim 1, 2008

Demokrasi; ya da insanoğlu’nun sosyal ve fizik çevresiyle uyum içinde yaşaması, bileğinin -kaba kuvvetinin- değil, aklının zaferidir. Şu anda yeryüzünde yaşayan 6 milyar insan oy verse 5×5=25 sonucunu, değiştiremez.

Bu nedenle 5×5=25 kesinliğinde ve doğruluğunda duygular; düşünceler, davranışlar  üreterek; yılmadan üşenmeden insanlara anlatmak; duygularından kaynaklanan inanç’larıyla değil, akıllarının onayı ile desteklerinin sağlanması olarak tanımlanmalıdır demokrasi.

Makro -toplum bütünlüğünü içeren- demokrasiye, mikro -bireydeki- demokrasi ile ulaşılır. Mikro demokrasi bireyde başlar; ailede, arkadaş gruplarında, sivil toplum kuruluşlarında yörüngesine oturur. Mikro demokrasi; demokrasi duygusu, düşüncesi ve davranışının bireyden cılız değil gür çıkışını sağlayarak, bireyin sivil toplum kuruluşları ortamında toplumsallaşmasını gerçekleştirmektir.

Demokrasi bireyde yeşerir, ailede filizlenir; gruplarda, derneklerde, vakıflarda, siyasal partilerde boy atar, gelişir. STK’lar, siyasal partiler gibi birer söylemle çıkmaktadırlar üye adaylarının karşısına. Oysa seçmenler ve üye adayları birlikte tavır belirleme olanağından yoksundurlar.

Tıpkı siyasal partiler gibi STK’lar da, mahmutpaşa çığırtkanları tavrıyla bireyleri afsunlamaya çalışmaktadırlar. Bireyler onların karşılarında parçalanmış, dağınık ve savunmasızdırlar. SİYASİ PARTİLERLE VE STK’LARLA DİYALOG BLOGLARI’nın amacı; STK’ları sorgulayan, eleştiren -muhalif-, katkıda bulunan -geliştiren- bireyler ortamı oluşturmak olmalıdır.

Hemen her konu karşısında şunlardan birini, ya da bir kaçını yaparız:

1. İlgilenmeyiz (sıfır)

2. Onaylarız (+)

3. Sorgularız (?)

4. Eleştiririz (-)

5. Katkıda bulunuruz (n+x)

Her  siyasal parti ve STK ile ilgili bağımsız seçmenlerin ve üye adaylarının özgürce oluşturacakları Diyalog Blogları olabileceği gibi; tüm siyasi partiler için tek ve tüm STK’lar için bir Diyalog Blogu da bu işi üstlenebilir.

EROL ERDOĞMUŞ

erolerdogmus@hotmail.com

SİYASAL PARTİLERDE DİYALEKTİK YÖNETİM

Ağustos 30, 2008

Siyasal partiler; ülke sorunlarını çözümleyecek adil yönetim vaadiyle, toplum adına seçmen çoğunluğundan iktidar yetkisi isteyen sivil toplum kuruluşlarıdır. “Seçimler, yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında yapılır -T.C. Anayasası, Madde 79-” uyarınca; siyasi parti içindeki seçimlerin de yargı organlarının genel yönetim ve denetimi altında yapılmasından daha doğal ne olabilir?

Yargı yönetim ve denetimi altında yapılacak genel merkez, il ve ilçe yönetim kurulları seçimlerine kayıtlı üye sayısının en az üçte ikisi katılmamışsa toplantı yapılmamış sayılır ve ertelenmez. Katılamayanlar yargıç’a mazeretlerini kabul ettirirlerse, yargıç yeni toplantı gününü belirler. Yargıç’a mazeretlerini kabul ettiremeyenlerin üyeliği iptal edilir.

Böylece; siyasal ciddiyet ve sorumluluk bilinci artar. Naylon ve figüran üyelikler geçersiz olur. Toplantı yeter sayısına ulaşamamak, partiye karşı ilgisizlik ve onu önemsememekken; bir sonraki toplantıda daha az sayıda topluluğa asma kesme yetkisini vermek; hakkaniyetle ve demokrasiyle nasıl bağdaştırılabiliyor, anlamak mümkün değil!..

Genel merkez, il ve ilçe yönetim kurulları üyelikleri için; yasal sayının 2 katı kadar aday gösterilmelidir. Yasal aday sayısı sözgelişi 10 kişi ise, 20 kişi aday gösterilmeli ve en yüksek sayıda oy alan 10 aday asıl, daha düşük düzeyde oy alan 10 aday yedek yönetim kurulu olarak görev yapmalıdır.

Asıl ve yedek yönetim kurulları birlikte toplanarak gündemi görüşmeli, anlaşmazlıkları halinde asıl yönetim kurulunun kararı geçerli olmalı, yedek yönetim kurulu üyeleri muhalefet şerhi koymalıdırlar. Böylece aynı yönetim yapısının içinde;  Asıl yönetim kurulu iktidar, yedek yönetim kurulu muhalefet görevini üstlenmiş olacaktır.

Yedek yönetim kurulu, asıl yönetim kurulunu ikna ederse, karara muhalefet şerhi koymak gerekmeyecektir. Her iki yönetim kurulunun performansı; asıl yönetim kurulunun sınanan isabetli kararları, yedek yönetim kurulunun zamanla gözlemlenebilen isabetli eleştirileri; diyalektik yönetimin parti içi demokrasiyi kökleştirmesini sağlayacaktır.

EROL ERDOĞMUŞ

erolerdogmus@hotmail.com

DİYALEKTİK YÖNETİM

Ağustos 29, 2008

Diyalektik -dialektikos-, tartışmayı; özellikle de karşılıklı konuşma yoluyla tartışmayı öngörür. Diyalektikçi; bilgisini sistemleştirmeyi, görüşlerini mantıksal bir temele oturtmayı amaçlar. Başkalarının doğrularını ve yanlışlarını ayırt ederek, tez’lerindeki zayıf noktaları kanıtlayabilir.

Duygu, düşünce, davranış eksenlerimiz, (+) ve (-) uçludur:

Duygu ekseni: (+) iyi ve (-) kötü

Düşünce ekseni: (+) doğru ve (-) yanlış

Davranış ekseni: (+) başarılı ve (-) başarısız.

İyi’yi bilmeden kötü’yü, kötü’yü bilmeden iyi’yi bilebilir miyiz? Günahı bilmeden sevabı, sevabı bilmeden günahı ayırt edebilir miyiz birbirinden? Doğruyu bilmeden yanlışı, yanlışı bilmeden doğruyu kim bilebilir? Başarısız olmadan başarıyı, başarılı olmadan başarısızlığı yaşamak mümkün mü?

Bilgi edinme çabasını göstermeden, tek yönlü önyargılarla iyi ve doğru varsaydığını uygulayarak başarı beklemek, sonucu doğru olsa da ilke olarak yanlıştır. Bilimsel yöntem; Tez ve Antitez kefelerinin Sentez terazisiyle tartilarak denkleştirilmelerini öngörür.

Tez’in karşısındaki antitezin ağırlığı -değeri- sıfır ise,  “Oh, yaşasın; haklı olduğum ortaya çıktı” denmez, yeni antitezler aranır. Antitez karşısında tez’in ağırlığı sıfırsa bu kez, yeni tezler aranacaktır. Ta ki, kuşkusuz kesinliğe varılıncaya dek.

Tez ya da antitez, kısmen doğru ve kısmen yanlışsalar; doğrularla yanlışlar karşılaştırılarak terazide             -tartıda-  denge -çözüm-, ya da çözümsüzlük sonucuna varılır.

Duygu, düşünce ve davranış eksenlerinin (+)x ucunda Onay -tez-, (-)x ucunda onaysızlık -antitez- vardır.  Teraziyi kullanarak tartıyı belirleyen Sentez, karar veren etkin öznedir. Karar veren öznenin, tezden ve antitezden bağımsız -objektif, nesnel- olması gerekir.

Yönetimdeki şu antidemokratik ve antidiyalektik uygulamaya bakınız ki; iktidardaki güç -Tez-, aritmetik çoğunluğuyla kendi kendine oy vererek, istediğini yapabilmektedir!..

Diyalektik yönetim birey’de başlar; aileyi, grupları, toplumları kapsar.  Karar vereceğimiz konuların tez ve antitezlerini belirleyelim. Tezler ve antitezlerle duygusal bağlarımızı yoksayalım. Tezlere ve antitezlere; eşit ilgide ve sürede savunma hakkı verelim ve yargıç gibi sonuca ulaşalım.

EROL ERDOĞMUŞ

erolerdogmus@hotmail.com

VATAN OTOBÜSÜ’NÜN VATANDAŞ YOLCULARI

Ağustos 22, 2008

VATAN otobüs, vatandaş hem sahibi otobüsün; hem yolcusu. Otobüs sahipleri; Şoförlük İhalesi açmışlar Vatan otobüsüne şöfor seçmek için. Bu Şoför belirli bir süre otobüsü kullanma ihalesini kazanmış, yürütme’nin etkin ve yetkin başı; başbakanı olmuş ülkenin. Otobüs, şoförün yönetiminde iktidar seferine çıkmış.

Çıkmış, çıkmasına da; şoför yolcuların yüreğini ağzına getiren çarptı çarpacak, uçuruma uçtu uçacakcasına kullanmaya başlamış otobüsü.

Yolcular homurdanmaya, yakınmaya, direksiyonu -iktidarı- bırak seslerini yükseltmeye başlamışlar şoföre karşı. Şoförün ağzı kulaklarında. Henüz kontrat sürem -seçilme müddetim- bitmedi umursamazlığında yanıtlıyor homurdanmaları, yakınmaları.

Yolcuların oy veren elleri mahkum. Otobüs devrilse, çarpsa, uçurumdan uçsa,  kimi malsahibi vatandaş yolcu  ölse, yaralansa, sakat kalsa oy veren ellerin yapabileceği hiçbir şey yok bu tür antidemokratik uygulamaya karşı çoğu demokrasilerde. İş işten geçtikten sonra yapılacak şeçimlerde bir bardak su içerek, bir daha bu şoför lehine oy kullanmamakla yetinilecektir sadece.

Hukuk devletinde; hakkımızı, hukukumuzu koruyacak vekillerimizi -avukatlarımızı-; birey olarak seçme ve istediğimiz anda azletme özgürlüğümüze sahipken, seçmen kitlesi olarak milletvekillerimizi istediğimiz anda azledebilme hakkına sahip değiliz. Neden? Yönetenlerin işine gelmediği için. İstikrar’dan söz edeceklerdir. Yönetimlerini istikrar içinde – istedikleri gibi- sürdürmek elbette onların çıkarına olacaktır.

Bu antidemokratik uygulama eğer demokratikse, hakkaniyete uygunsa; avukatlar mağdur edilmesin, vekaletnamelerin süresi 5 yıl olsun ve bu 5 yıl içinde müvekkil -vekalet veren-, vekilini -avukatını- azledemesin…

Anayasamızın 67. maddesi uyarınca, “… Seçimler … Yargı yönetim ve denetimi altında yapılır…”. Yargı yönetim ve denetimi altında yapılan seçimlere katılan her siyasi partinin birer “VAAT PROGRAMI” – var. Seçimleri bu vaatlerle kazanan iktidar partisi, eğer vaatlerini yerine getirmiyorsa, suç işlemiş olmuyor mu? Ticari mal ve hizmetler ayıplı oluyor da; siyasi hizmet vaatleri niçin sütten çıkma ak kaşık sayılıyor? Yasaları siyasal hizmet vaatçileri yaptıkları için mi?

Her siyasi parti; 4 ya da 5 yıllık seçim döneminde, her yıl için hangi vaatlerini gerçekleştireceğini seçim programında belirtmelidir. Böylece dipsiz kile boş ambar, ulu orta vaatlerde bulunarak seçmeni aldatmamalıdır. Yıllık vaadini gerçekleştiremeyen iktidar partisi aleyhine, muhalefet partileri dava açmalı; iktidar partisinin savaş ve doğal afet dışındaki mazeretlerle yıllık vaadini yerine getirmediği saptanırsa, yeniden seçim kararı çıkmalıdır. Seçimleri az masraflı ve güvenceli yapmanın yolları araştırılmalıdır.

Biz otobüsümüze dönelim. Şoför; yolcuların sözlü yakınmalarını hiçe sayıyordu. Demokratik ortamda şoför yolcuları, yolcular şoförü ikna edemiyorlardı. Sözün bittiği yerde eylem başlayabilir. Şoförlük bilgi ve becerisine sahip bir yolcu grubu, direksiyonu bırakmak istemeyen şoförü ani ve hemoglobinsiz bir eylemle direksiyondan uzaklaştırmaya kalkışabilirler.

Demokratik birinci, eylemli ikinci yöntemden sonra üçüncü yöntem denenebilir. Üçüncü yöntem, eylemsizlik yöntemidir.  Şoföre karşı, yolcuların ve yolcular içindeki şoförlük bilgi ve becerisine sahip kimselerin duyarsız davranarak; hiçbir sözel ve eylemsel davranışta bulunmayarak işi oluruna bırakmalarıdır.

Üçüncü yöntemin sonucunda, hiçbir şey olmadan yolculuk sürebilir, ya da otobüs uçuruma yuvarlanabilir. Şoförü sözel yolla ikna ederek, veya eylemsel olarak devre dışı bıkarak uçuruma uçmayı önlemeyenler; “Nasılsanız, öyle idare edilirsiniz” ilkesinin devreye girmesine neden olur ve uçurumdan yuvarlanmanın ceremesini çekerler.

Sözel, eylemsel ve eylemsizlik eylemlerinin -bu üç eylemin- dışında durumu olumlu yönde değiştiren dördüncü seçenek;  otobüsün arıza nedeniyle kendiliğinden stop etmesi ve şoförün tüm çabasına rağmen otobüsü hareket ettirememesidir.

EROL ERDOĞMUŞ

erolerdogmus@hotmail.com

NASILSANIZ ÖYLE YÖNETİLİRSİNİZ

Ağustos 18, 2008

“Nasılsanız, öyle idare edilirsiniz” Düşünce Denklemini, bilindiği üzere Hz. Muhammed kurdu. Fransız düşünürü Montesquieu -doğumu: 1689, ölümü: 1755-;  “Kanunların Ruhu” adlı eserinde bu deklemi benimsedi.

Yönetim; yöneten ile yönetilen arasındaki uyumlu yönetsel ilişkidir. Yönetilen için, yöneten gerçek ya da tüzel kişinin önerdiği yönetim ilkesinin; benimsenir, -sayılır, sevilir, güvenilir- olması gerek ve yeter şarttır.

Uyumlu yönetim ilişkisinin alt yapısında -tabanında- yönetilen, üst yapısında -tavanında- yöneten yer alır. Yönetim ilişkisi içinde, tavan tabanı; taban tavanı yönlendirme çabasındadır. Bu çabalar, zaman zaman çatışmalara dönüşse de; sonuçta geçici ya da sürekli dengeler oluşur.

Geçici denge, tavanın ya da tabanın isteklerini yerine getirebilme güçlerinin yeterli olmaması nedeniyle; isteklerini ertelemeleridir. Uygun zamanı kollayarak, yeniden isteklerini yineleyecekledir.

Yönetilen taban’ın, yöneten tavan’ın çabalarıyla; duygularının, düşüncelerinin, davranışlarının değiştirilebilmesinin sınırını; yönetilenin niteliklerinin sınırı belirler.  İşte bu nedeledir ki, nasılsak öyle yönetiliriz.

Bir toplumun duygu, düşünce, davranış ortalamasını; o toplumdaki egemen çoğunluğun duyguları, düşünceleri, davranışları belirler. Duygu, düşünce, davranış kalitelerini belirlemede hangi ölçüt, ya da ölçütler kullanılmalıdır? Kuşkusuz bu konuda bilimsel araştırmalar yapılmalıdır.

Pratik olarak bence; öğrenim düzeylerinin kalitatif olarak sıralanış katsayılarından yararlanılabilinir: İlköğrenimi tamamlamadan ortaöğrenime, ortaöğrenimi bitirmeden yükseköğrenime kabul edilmezsiniz. Bu nedenle ilköğrenimin katsayısı (1), ortaöğrenimin (2), yükseköğrenimin (3) olmalıdır. Okur yazar olmayanları da, ilköğrenim kapsamında değerlendirmek gerekir.

Bir ülkede bulunan okuma yazma bilmeyenlerle, ilköğrenimlilerin sayısından; ortaöğrenimlilerin sayısını (2) ve yükseköğrenimlilerinkini (3) ile çarparak bulacağımız toplam sayıyı çıkarırsak; o ülkenin ortalama duygu, düşünce, davranış ölçüt payını bulabilir, bu payı toplam ülke nüfus sayısı paydasına oranlayarak değerlendirebiliriz. Bu sayı ne kadar küçülür ya da, yerini ortaöğrenimlilerle yüksek öğrenimlilerin toplam sayısına bırakırsa, uygarlık düzeyi o kadar yükselir.

Sonuçta; bilgiliyseniz bilgili, adilseniz adil, dürüstseniz dürüst yönetilirsiniz. Ülkemizin bilgili, adil ve dürüst yönetilmesini istiyorsak; öncelikle bizim bilgili, adil ve dürüst olmamız gerekir. Ne demiş yüzlece yıl önce yaşayan Türkler? “Lafla pilav pişerse, deniz kadar yağ benden”

EROL ERDOĞMUŞ

erolerdogmus@hotmail.com

DİKTACI ÇOĞULCULUK, DEMOKRATİK ÇOĞULCULUK

Temmuz 13, 2008

2007 Genel seçimlerinde Türkiye’de 35.017.315 geçerli oy kullanıldı. Geçerli oyların bir bölümü, 550 milletvekilinin seçilmesinde değerlendirilmedi, taca çıkmış sayıldı. Oy kapitalizmiyle zengin daha zengin oldu ve en çok oy alan parti, en çok milletvekili kazandı. 11 Siyasi parti -hani onlar demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıydı-, demokratik siyasi hayatın arenasının -parlementonun- dışında kalakaldılar.

Böylece; 11 partinin 2.557.294 olan ve toplam geçerli oyun %13.69′u kadar 2.557.294 oy, geçersiz -yok- sayıldı. %51 oy’un galip, %49 oy’un mağlup sayılması, vahşi iktidar kuralıdır. Tarafların %50 ve %50 olan beraberliklerini; %5o’lerden birini %49′a eksilten ve öbürünü %51′e yükselten imtiyazlı DİKTATÖR (1) sayısı yapabilmektedir!.. Diktacı çoğulculuk budur…

En az çoğunluk 3/4=0.75 olmalıdır. Oysa 75-51=24′tür. Diktatör oy, 24 oy’u peşine takmış sürükleyip güçlenmiş sayılıyor ki, yanlış. Diktacı çoğulculuk; ne matematikte ve ne de demokraside geçerli değilken, işlerine geldiği için onu geçerli saydıranlar,  politikacılar olmaktadır.

 Milletvekillerinin seçilme oylarını eşit saymak; terazinin bir kefesine fil’i öbür kefesine tavşanı koyup tartarak bunlar eşit demek kadar abestir…  35.017.315 geçerli oy mu kullanılmış? Kaç milletvekili seçilecek? 550.  Öyleyse, 35.017.315/550=63.668 oy ülke genelinde ve bütün illerde 1 milletvekili çıkarma sayısı olmalıdır.

63.668′den az oy alan; EMEP (26.556), LDP (38.318), ÖDP (52.195) milletvekili çıkaramıyor durumdalar. Peki TKP’nin aldığı oy’dan, milletvekili seçilmek için gerekli oy’u çıkarırsak, artanını çöpe mi atacağız?  80.092-63.668=16.424 oy çöpe mi gidecek? “Milli irade” nağralarıyla mangalda kül bırakmayanlar ne diyorlar? Milli irade çöpe mi gitsin?

Milli bakıyeler, milli iradeye dönüştürülmeli ve TKP’nin 16.424 olan ve kendisine yaramayan fazla oyu, en az oy alan ve milletvekili çıkaramayan EMEP’in  oy’una eklenmeli: 26.556+16.424=42.980 oldu ve yine de milletvekili seçtirmeye yetmedi mi, böylece devam edilmelidir.

Bu durumda AKP’nin 16.318.368/63.668=256 milletvekili çıkarması ve 16.299.000′den fazlası olan  19.368 oy’unu milli bakiyeye devretmesi gerekirdi. Milli bakıye; marjinal partilerin parlementoya girmelerini ve seslerini duyurmalarını sağlayarak; diktacı çoğulculuğu, demokratik çoğulculuğa dönüştürecektir.

EROL ERDOĞMUŞ

erolerdogmus@hotmail.com

SİYASİ PARTİLER KAPATILAMAZ MI?

Temmuz 13, 2008

Anayasamızın 68. Maddesi, “Siyasi partiler” diyor, “demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır”. Vazgeçilemediklerine göre, kapatılamaz düşüncesinde olanlar bulunabilecektir.

Ancak siyasi partiler; “Yabancı devlerlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyruğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddi yardım alan siyasi partiler temelli olarak kapatılır”. T.C. Anayasası, madde: 69

Pekala; yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan ve Türk uyruğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden maddi yardım alan gerçek kişiler; gizlice siyasi partilere girseler ve kendilerine maddi yardımda bulunanların çıkarları doğrultusunda oy kullansalar ve kullandırsalar ne olacak?!…

Dış politikada neye karar vereceğini kestiremeyen Osmanlı Sadrazamı, Rus elçisini çağırır sohbet sırasında onun firini alır, ne diyorsa tersini yaparmış… Türkiyenin dış politika ibresi bugün, dost olduğunu söyleyen ve bazılarınca da gafletle dost sanılan; eski düşmanları göstermiyor mu?!

Onlardan maaşlı eleman veya bedava sempatizan olarak alınarak bize aktarılan akılların; gümrüksüz, sorgusuz sualsiz uygulanması gaflet ve hiyanet değil midir?

Siyasi partiler demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları deniliyor diye; ali kıran baş kesen olacak değiller ya. Demokratik; çoğunluktan yana, çoğunluğun çıkarları doğrultusunda anlamında. Demokratik siyasi hayatın oluştuğu genel seçimler; sadece avukatların -siyasi partilerin- konuştuğu, seçmen’in jüri olarak geçerli karar verdiği; yargıçsız, savcısız bir yargıdır. Üst yargısı -yargıtayı- yoktur, yeni yargılamaları -yeni seçimler- vardır.

Jüri üyelerinin -seçmenlerin- ağzından girip burnundan çıkan politik avukatlar; siyasi partilerin demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurları olduğu hükmünü Anayasa’ya koydurmuşlardır. Vazgeçilmezlikte despotizm, zorlama vardır. Demokratik siyasi hayatı, antidemokratik siyasi hayata dönüştürme çabasında olanlar varsa, onları ikna ederek ya da engelleyerek demokratik siyasi hayatın vazgeçilmezliğini perçinlemek gerekmez mi?

Gerçek kişi; özgür -aklı hür, irfanı hür, vicdanı hür- birey’dir, bireysel kişiliktir. Tüzel kişi; en az 7 kişi ile kurulabilen dernek’ten başlayan, kamusal tüzel kişilik olan devlet’e kadar ilerleyebilen toplumsal kişiliktir.

İster bireysel, ister toplumsal olsun; kişiliğin oluşabilmesi 4 aşamalıdır:

1. Yansız -sansürsüz- iletişim ortamı.

2. yansız iletişim ortamındaki verileri yansızca değerlendirerek karar verecek bireyde akıl, tüzelde yönetim kurulu, devlette Yasama.

3. Kararı uygulayacak; bireyde irade, tüzelde idare ve devlette Yürütme.

4. Kararı ve uygulamayı yargılayan; bireyde vicdan, tüzelde disiplin kurulu, devlette Yargı.

Siyasi partiler gökten inmiş değillerdir ki, vazgeçilmez olsunlar. İnsan yapısı, insan ürünü ve insan yönetiminde oldukları için; insanlar gibi hatasız değildirler.

Adalet mülkün -devletin- temelidir ve devletin aleyhine faaliyetleri olmuşsa, devlet nefs-i müdafaa hakkını kullanarak siyasi partileri kapatır. 1/2 (yarım) adalet anlayışıyla devlet bizimkini değil, başka partiyi kapatsın mı diyeceksiniz? Öyle ya, siz çok oy aldınız… Müvekkilinin vekaletnamesini alan avukat, hiç hukuki hata yapmaz mı demek istiyorsunuz?

EROL ERDOĞMUŞ

erolerdogmus@hotmail.com

“KEMALİST HALK PARTİSİ” KURULMALIDIR

Haziran 30, 2008

Atatürkçü olmak; “Atatürk uludur, yücedir, büyüktür” deyip etliye sütlüye dokunmamak oldu artık. CHP “Atatürkçüyüm” diyor, altıok’a sahip çıkmıyor. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesini; ne idüğü ve ne olabileceği belirsiz AB’ye peşkeş çekmek altıok’la bağdaşır mı? Altıoku üzerine oturarak bloke eden, altıokçuları ertkisizleştiren CHP’den, altıokçular geri alınmalıdır. CHP böyle de, Atatürkçüyüm diyen DSP’si, SHP’si CHP’den hiç de farklı değil.

“Kemalist Halk Partisi” kurulmalıdır. Bu parti öncelikle CHP’yi altıok aymazlığı konusunda eleştirmeli, altıok’a aykırı söylem ve eylemleri, Atatürkçü kamuoyu önünde sergilenmelidir. “Hayatta en hakiki mürşit; ilimdir, fendir” diyenin ve diyenlerin hiç bir (…izm) takıntısı olamaz… Altıok önyargısız ve bilimsel olarak irdelenmeli, eleştirilmelidir.

Atatürk okçu, 6 ok millete saplanan ok değildir. Altıok yüzeysel -iki boyutlu- değil, uzaysal -üç boyutlu- yöneltmedir.

Altıok 3 eksenlidir:

1)Laiklik – Devrimcilik

2)Halkçılık – Cumhuriyetçilik

3)Milliyetçilik – Devletçilik

Laiklik – Devrimcilik ekseni; devletin ayaklarının yere bastığı, başının göğe erdiği dikey eksenidir. Dinleri belirleyen, insan – ahıret ilişkisidir. Devleti belirleyense, insan – çevre ilişkisidir. Bu nedenle devlet, çevreye yönelik ve laik olmalıdır. Laikliğin ufku; devrimciliktir, gelişimdir. Devrimci ufuktan yoksun laiklik, zamanla miyoplaşarak laiklik karşıtı olur. bu nedenle devrimci ufuk karartılmamalıdır.

Halkçılık – Cumhuriyetçilik ekseninde halkçılık; halk’a balık verilmesi değil, Halkevleri’ndeki uygulamalı çalışmalarıyla balık tutmasını; uygar ve demokrat birey olarak duygularını, düşüncelerini ve davranışlarını çağdaşlaştırmasını bizzat kendisine sağlatmaktır ki; halkçılığın cumhuriyet olan ufkuna yönelebilsin, cumhuriyeti sahiplenebilsin.

Milliyetçilik – Devletçilik ekseni; milletin varlığını sürdürebilmesi için ulusal bilinci olan milliyetçiliğe ve varlığını sağlayan devletine sahip olmasını amaçlar.

Gereksinimlere göre eksenlerin uygulanış oranları azaltılıp çoğaltılabilir.

Kurulacak Kemalist Halk Partisi’nin, Atatürkçüleri “Altıok Ortak Paydası” altında toplama etkinliği; altıoku CHP hacrinden kurtararak birleşmeye ya da ayrışmaya neden olacaksa da; demokratik bir eğilim olarak rasyonel demokrasinin inşasına katkıda bulunacaktır.

EROL ERDOĞMUŞ

erolerdogmus@hotmail.com


Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.